Botan’ın savrulan rüzgârında, Dicle’nin hüzünle çağlayan sularında, yüzyılların ötesine uzanan bir efsane yankılanır: Elo Dîno’nun adı, adaletin, yiğitliğin ve isyanın türküsünde, halkın kalbinde yaşamaya devam eder. Dicle Nehrinin yatağına gömülerek menderesler yaparak aktığı, başak sarısı bir coğrafyada, Bafê’nin yalnız toprak evlerinden birinde gözlerini açar Elo. Onun doğduğu gün, gökte güneş yok gibidir; yeryüzündeki tohumlar gibi, çaresizliğin ve açlığın gölgesi çökmüştür memlekete. Ne bir parça ekmek, ne bir kâse yoğurt eksik değildir sofralarda. Süt akmaz annelerin göğsünden; çünkü zalimler, kasırlarında kadeh tokuşturur, cariyelerin gerdanında refaha gülerken, halk açlığın ve yoksunluğun pençesindedir. Dicle bile, bu defa ihanet eder gibi, zenginlerin gönlünde, bezirgânların kesesinde akar. Elo Dîno, yiğitliğin ateşiyle büyür; kara kaytan bıyıkları ve delişmen bakışlarıyla Botan’ın umududur artık. Seyreder Dicle’yi bir kayanın üstünden, gözlerinden damlayan yaş gibi akar...
Yorumlar
Yorum Gönder